Herkes için Bilgi

İnsan Ne Kadar Uykusuz Kalabilir? Sovyetlerin Uykusuzluk Deneyi

17.03.2019
İnsan Ne Kadar Uykusuz Kalabilir? Sovyetlerin Uykusuzluk Deneyi
Reklam

Normal şartlarda bir insanın ne kadar uykusuz kalabileceğini anlamak pek de zor değil. Kendi üzerinizde uygulayabileceğiniz ufak bir test ile de bunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Ortalama bir insanın uykusuzluğa dayanabilme süresi 3 ila 5 gün arasında değişebilmekte. Tabi ki bu süreye etkisi olan farklı etmenler olduğunu da düşünürsek belki biraz daha uzayabilir. Örneğin sürekli ayakta ve zihnini bir şeylerle meşgul edebilen insanların uyanık kalabilme süreleri daha uzun olabiliyor.

Uyanık kalmak için kendini zorlayan insanın uykuya aç metabolizması, doğal olarak, kişi hayatına devam etmeye çalışsa bile onu bir noktada yalnız bırakmaya başlayacaktır. Yani, beyninizin uyku ihtiyacı vücudunuzun çalışmasını mümkün olduğunca yavaşlatacaktır. Kalbinizin yavaş atması vücutta kan dolaşımının yavaşlatır ve yeterli kanın beyne gitmemesine sebep olur. Bu yüzden uyanık olsanız bile çeşitli halüsinasyonlar görmeye başlarsınız. Bu, fazla boyutlara ulaştığında ise uyanıklık hali içinde bir rüya görme moduna girip, koşmaya, atlamaya ya da el, kol, kafa gibi organlarınızı sağa sola vurarak kendinize zarar vermenize sebep olabilir. Bir rüya gördüğünüzü ve aynı anda vücudunuzu da kontrol altında tutabildiğinizi bir düşünün. Rüyanızda yüksek bir yerden bir havuza atlamanız demek, kontrol edebildiğiniz vücudunuzu evin balkonundan havuza atlar gibi aşağıya bırakmanıza sebep olabilir.

Bir insanın ne kadar uykusuz kalabildiği geçmişte insanlar üzerinde uygulanan çeşitli testlerle ölçülmeye çalışılmıştır. Bu testlerin bazıları o kadar abartılmıştır ki insanlar, ucunda ölüm olduğunu bilerek bir kobay yerine konularak bu testlere maruz bırakılmışlardır.

Bu testlerin en önemlileri arasında İkinci Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliği’nin elinde esir olarak tutulan 5 kişiye uygulanan testtir. Bu aslında bir test değildi. Bir deney demek daha doğruydu. Çünkü sonunda ne olacağı hakkında kimsenin bir fikri yoktu.

Sovyetler Birliği’nin elindeki 5 esir, uykusuzluk deneyi için karanlık bir odaya kondular. Kendilerine deney sonunda serbest bırakılma sözü verildi. Bu karanlık odada sadece birkaç mikrofon ve içeriyi gözlemleyebilmek için çok ufak birkaç delik bulunmaktaydı. Bu karanlık odada ayrıca yataklar, bir adet tuvalet, çeşitli kitaplar ve herkese 1 ay yetebilecek kadar yiyecek mevcuttu.

Aslında deneyin asıl amacı bu esirlerin uykusuzluğa ne kadar dayanacakları değil, deneyi yapan kişilerin onları ne kadar süre uykusuz olarak tutabilecekleriydi. Bunun için ne yapılacaktı? Yapılacak şey çok basitti. İçeriye düzenli olarak tetikleyici bir gaz verilecekti. Odanın içindeki oksijen seviyesi çok dikkatli bir şekilde kontrol altında tutulacaktı. Yani, içeriye verilen gazlar olsa bile içeride yaşamalarını sağlayacak seviyede oksijen olması da sağlanacaktı. Esirler bu sayede ölmeyecek ancak sürekli gazlarla uyarıldıkları için uyanık kalacaklardı.

İlk 5 gün her şey yolunda gitti. Denekler birbirleriyle konuşup şakalaşıyorlardı. Hatta deneyin sonunda serbest kalınca yapacakları planları birbirlerine anlatıyorlardı. Onları sürekli olarak gözlem altında tutan ve konuşmalarını dinleyen araştırmacılar bir süre sonra esirlerin birbirlerine geçmişlerinde yaşadıkları travmatik olayları anlattıklarını fark ettiler. Her geçen gün, anlatılanlar daha da karanlık boyutlara ulaşıyordu.

Bir süre sonra sıkılma belirtileri gösteren denekler, içinde bulundukları durumdan şikâyet etmeye başladılar. Kendilerini odaya kapatan insanlar hakkında konuşmalara ve onların umursamaz tavırlarını kötülemeye bir süre devam ettiler. Ancak geçen her saat bir şeylerin değişmeye başladığı, deneyi yapan doktorlar tarafından anlaşılıyordu. Deneyin başlamasından bir hafta sonra içeriden gelen konuşma sesleri büyük ölçüde kesildi. Ama deneklerin hala yaşadıkları biliniyordu. Çünkü içlerinden bazıları mikrofona gelip fısıldıyorlardı ancak ne dedikleri ya da ne hakkında konuştukları anlaşılmıyordu. Sadece fısıldıyorlardı.  Bir süre sonra bu fısıldamayı bütün denekler yapmaya başladılar. Bir tanesi aklındaki planı fısıldayarak mikrofona söyledi. Evet. Bir hafta geçmiş olmasına rağmen hala uyumamışlardı ve beyin fonksiyonları plan yapabilecek kadar çalışıyordu. Bu kişi fısıldayarak, deneyden sağ çıkmak için arkadaşlarını öldürebileceğini söylüyordu. Ancak doktorlar bunun kendisine nasıl bir kazanç sağlayacağını anlayamamışlardı. Bu içeriye verilen gazın bir yan etkisi olmalıydı. Gaz, şiddet eğilimini arttırıyordu.

Deneyin başlamasının üzerinden 9 gün geçmişti ve artık içeriden hiçbir ses gelmiyordu. Yaşam belirtisi adeta kaybolmuştu. Doktorlar deneklerin öldüğü ve deneyin artık bitirilmesi yönünde karara varmışken birdenbire içerideki deneklerden bir tanesinin acı çığlıkları duyuldu. O kadar kötü bir şekilde bağırıyordu ki, bu çığlıklar doktorları bile dehşete düşürmüştü. Denek bir taraftan bağırırken diğer taraftan da odanın içinde bir sağa bir sola koşturuyordu. Yaklaşık 3 saat boyunca bağırması sırasında doktorlar deneğin ses tellerini parçaladığına kanaat getirdiler. Ancak işin garip yanı diğer deneklerin bu çığlıklara hiçbir şekilde tepki vermemeleriydi. Çığlıklar kesildikten sonra mikrofona yapılan fısıldamalar tekrar başladı. Deneklerden bazıları içerideki kitapları parçalara ayırmaya başladılar. Bu işlemi oldukça sakin yapıyorlardı.

12.günde ne fısıldama kalmıştı ne de içeriden gelen herhangi bir hayat belirtisi. Doktorlar içerideki mikrofonların bozulduğunu düşünerek kontrol amaçlı içeriye gireceklerdi. Ancak deneklerin ölmüş olmaları imkansızdı çünkü içeride hala yeterli oranda oksijen vardı. 14. güne gelindiğinde artık içeriye girme vaktinin geldiğini anlamışlardı.

Her ihtimale karşı içeri girmeden önce deneklerin duyacakları şekilde içeriye anonsta bulundular. Mikrofonları kontrol etmek için içeri gireceklerini, kapılardan uzak durmaları gerektiğini, aksi taktirde öldürüleceklerini söylediler. Eğer itaat ederlerse aralarından bir tanesini de serbest bırakacaklarını bu anonsta belirttiler. Ancak anonsa karşılık içeriden gelen ses oldukça ürperticiydi. “Artık özgür olmak istemiyoruz!”

Odadan duyulan bu ses mikrofonların çalışıp çalışmadığını bir anda unutturup içeride neler olup bittiğini ön plana çıkardı. 15. günün sonunda gece yarısı odaya girilmesine karar verildi. Kapılar açıldı ve içerisi bir anda temiz oksijenle doldu. İçeriden gelen 3 farklı ses bir anda yalvarmaya başladı. Her ihtimale karşı içeriye ilk olarak askerler girdi ve o anda şimdiye kadar duyulan en yüksek çığlık duyuldu. 5 denekten 4’ü hala hayattaydı. Yiyeceklere dokunulmamıştı bile. Ölü deneğin karnına ve kalçasına yuvarlaklar halinde et parçaları doldurulmuştu. Denek, giderin tam üzerinde yattığı için içeride su birikmişti. Bu suyun aslında kan olduğu da bir süre anlaşılamadı. Hayatta kalan dört denek uzamış sakal ve tırnaklarıyla birer yaratık görünümünü almışlardı. Vücutlarındaki organların çoğu dışarı sarkmıştı. Kaburgalarının tamamına yakını kırıktı. Hayatta kalmalarını sağlayacak organlar çalışsa da vücutları paramparça olmuştu. Bunları birbirlerini tırnaklayarak yaptıkları tırnak aralarındaki etlerden anlaşılmaktaydı.

İçeriye giren askerlerden bir tanesi saldırıya uğradı ve denekler tarafından öldürüldü. Bir diğeri bacağından ısırıldığı için ağır yaralandı. O gün bu olaya şahit olan askerlerin pek çoğu ilerleyen dönemlerde intihara kalkıştılar.

İçeriye tekrar verilen gazla sakinleştirilen denekler dikkatli bir şekilde hastaneye gönderildiler. Organları yerlerine yerleştirilirken hiçbir tepki vermediler. Üstelik anestezi bile yapılmadan. Hala denekleri hayatta tutma çabası asıl amaçtı. Ameliyat edilen deneklerden biri, bir şeyler mırıldanmaya başladı. Ancak ses tellerini çığlık atarken kopardığı için ne dediği anlaşılmıyordu. Doktorlar bir kalem kâğıt uzattılar. Deneğin yazdığı not insanı ürperten cinstendi. “Kesmeye devam et!”

İçeriye verilen gaz, denekler üzerindeki şiddeti ortaya çıkarmıştı. Etraflarında kim varsa yok etme dürtüsüne sahip olmuşlardı. Ancak bunu soğukkanlı bir şekilde yapıyorlardı. Acı çekmiyorlardı ve gazın bağımlısı olmuşlardı. Bu deney tarihteki en acımasız uykusuzluk deneylerinden bir tanesi olarak kayıtlara geçti.

Bu yazıyı beğendiniz mi?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid
Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Herkes için Bilgi / Copyright © 2019